|

BARIŞ

BARIŞ

Tuttu annesinin elinden. Bir adım daha attı öteye. Saniye saniye eriyen hayatının henüz farkında değildi. O kadar küçüktü. Gün gelecek, büyüyecekti. Şimdi annesini sıkı sıkı kavrayan minicik elleri, hayatı kavrayacaktı yıllar sonra. Anlamıyordu. Etrafında olup biten ne varsa sanki bir oyun yumağıydı aklında. Bir oyun bitiyor, diğeri başlıyordu.

Başını kaldırdı baktı annesine:

-“Anne?” dedi.

-“Ben büyüyünce ne olacak? Dünya değişecek mi?”

Bir yerlerden duymuştu işte, yarınlar hep daha güzel olacaktı. Şarkıcının da dediği gibi: “Çocuklar inanın, güzel günler göreceğiz.” Yerleşmiş olmalı ki aklına bu satırlar, pat diye soruverdi annesine. İlk önce düşündü anne. Sonra yanıtladı:

-“Sen büyüyünce hayatı anlayacaksın oğlum. Artık her şey daha ağır gelecek sana. Bazen çok sıkılacaksın, keşke hiç büyümeseydim, diyeceksin bazen de hayatta olduğuna şükredeceksin. Kırılacaksın ama aynı zamanda kıracaksın da. Çok büyük sorumluluklar alacaksın. Düşüncelerin olacak. Düşünceleri uğruna ölenleri tanıyacaksın. Çok canın yanacak oğlum, çok üzüleceksin haksızlıklara.”

Başını yere eğdi çocuk. Annesinin söylediği cümleleri anlamaya çalışıyordu. Kafası karışmıştı belli ki. Derken, durdu bir an. Baktı annesinin yüzüne.

-“Peki tüm bunlar olurken, sen olmayacak mısın yanımda? Tutmayacak mısın ellerimden?”

-“Hayır yavrum. Ben hep senin yanında olamam. İsterim ama olamam. Bir gün çok uzaklara gideceğim. Seni göremeyeceğim, sen de beni göremeyeceksin. Ama bileceksin yalnız da ayakta kalabilirsin. Hem sen çok şanslısın. Annesini hiç göremeyen çocuklar var. Şimdi, senin, benim elimi tuttuğun gibi, annesinin elini tutamayanlar var. Onları bir düşün. Büyüyünce beni daha iyi anlayacaksın oğlum.”

-“Peki neden dünyaya geldim ben anne?”

Kadın ağır ağır arşınladığı yolda birden duruverir bu soru karşısında. Ne diyeceğini bilemedi. Geçiştirmek istedi, leylek hikâyeleri geldi aklına, o saçma yalanı söylemek istemedi oğluna.  Usulca eğilerek onun boyuna, fısıldar kulağına:

-“Biz seni çok istedik oğlum. Baban bir çocuğumuzun olmasını çok istedi. Hayallerimiz vardı. Paytak paytak yürüyen ayakların, bir ceviz büyüklüğünde ellerin ve o minicik vücudun. Bizden bir parça, bizim eserimiz olacaktın. Birlikte yapabileceğimiz en güzel hediye sen olacaktın bize. Biz seni yıllarca bekledik oğlum. Adını hep saklı tuttuk havsalamızda. ‘Barış’ dedi baban sana. Barış istiyordu tüm dünyada. Bu, o zamanlar imkansızdı. Her gün binlerce çocuğun öldürüldüğü, insanların katledildiği bu ülkede biz bir çocuk istiyorduk, seni istiyorduk. Sen bilmiyordun, bilemezdin de.”

Sustu çocuk bir kez daha. Anlamaya çalıştı tekrar, annesinin söylediği her ne varsa. Büzdü dudaklarını. Dünyayı ve çocukları düşündü. Ölümün ne demek olduğunu bilemeyecek kadar küçüktü. Bıraktı annesinin ellerini.

PŞTA’lı bir aile

Bir cevap yaz