|

Mazlum Ermeni halkının yiğit komünist oğlu Armenak’a…

Mazlum Ermeni halkının yiğit komünist oğlu Armenak’a…

Tarihsel olarak sınıf mücadelesi, Marksizm’in, toplumu bilimsel olarak irdelemesiyle yeni bir şekil almıştı. Tüm toplumsal çelişkilerde soruların esas kaynağının sınıfsal sorunlardan kaynaklandığını ve çözümünün de sınıf mücadeleleri olduğu çözümlemesi tüm dünyada ezilen halklar için yeni bir sürecin de başlangıcı olmuştur.

Diğer yandan uluslaşma süreciyle birlikte ekonomik ve askeri olarak güçlü ülkelerin egemen sınıflarının, işgalci ve sömürgeci politikaları nedeniyle ulusal savaşlar ve ulusal kurtuluş savaşları dönemi başlamıştır. Sömürge ve işgallere karşı gelişen ulusal kurtuluş savaşları haklı savaşlar olmasına karşın, halkları birbirine düşman eden emperyalizm ve kapitalizmin bu politikası sınıf mücadelelerini de geri plana itmiştir.

Gerek ülkemizde gerek tüm dünya ülkelerinde (emperyalist-kapitalist ve faşist diktatörlüğün egemen olduğu ülkelerde) egemenlerin vazgeçmediği en etkili yöntemlerden biri de kitleleri “yönetmede” kullandıkları milliyetçi ve şovenist politikalardır. Her türlü yalan, inkar sahtekarlıkla kitlelerin en geri duygularına hükmeden propaganda ve ajitasyonla saltanatlarını sürdürmektedirler. Milli (ulusal) duygular kitlelerin inceleme, araştırma gereği duymadığı en basit ajitasyonla söylenmiş her türlü “milliyetçi” söylemle saman alevi gibi parlayıverdiği duygulardır.

Bu yöntemi en iyi kullanan ülkelerden biri de ülkemiz egemen sınıflarıdır. Tarihinde kanlı katliamların, tehcirlerin, sürgünlerin, zorla asimilasyonun; Türkler dışındaki tüm halklara her türlü zulmün izlerini hala taşımakta olan egemen sınıflar için milliyetçilik, şovenizm, ırkçılık kuruluşundan beri sürekli olarak kullanılan en elverişli “araçlar” olagelmiştir.

“Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur”, “Ne mutlu Türk’ün diyene” vb. onlarca Türklüğe övgü ve diğer uluslardan üstün olduğunu vurgulayan ırkçı slogan ve söylemler, yaşamda tutunacak dalı kalmamış en yoksul insanlarda bile, toplumda varlığını kabul ettiren bir yansıma bulur. Hemen hemen tüm sınır komşuları ile ekonomik, siyasi, diplomatik ve yakın ilişkiler olmasına karşın, bir yandan da tüm dünyanın gözünün bizim topraklarda olduğu söylemi, ülkelerdeki çıkan soruna göre öne çıkarılan malzemelerdir. Kürt, Ermeni, Rum, Alevi ve Hıristiyan düşmanlığı ise onlarca yıldır sürekli işlenen konulardır.

Ezen ulusun egemen sınıflarının bu şovenist ve ırkçı politikalarına karşı ezilen ulusun tepkisiz olması elbette düşünülemez. Bu tepki ve her türlü mücadele haklı ve meşrudur.

Ancak, sınıf mücadelelerinin başlangıç ve geliş sürecinden itibaren, ulusal bilinç ve ulusal mücadeleler de sınıf mücadeleleri bilimiyle farklı bir boyuta taşınmıştır. Sınıfsal çelişkilerin çözümünün, ulusal çelişkileri de kökten çözeceği bilinci ulusal çelişkilerin çözümünün sınıf mücadeleleriyle çözülebileceği esas hale gelmiştir. Ezen ve ezilen ulusların proleter ve emekçilerinin birlikte mücadelesi, egemen sınıfları alaşağı edeceğinden hem sınıfsal hem de ulusal çelişkilerin çözümü emekçi halkların inisiyatifine geçecektir.

Diğer yandan egemen sınıfların milliyetçi, şovenist ve ırkçı politikalarının, ezen ve ezilen ulusların halkları arasında geliştirmeye çalıştığı  düşmanlıklara da, sınıf mücadelesi ciddi bir panzehirdir. Tarihsel olarak, dünyanın hiçbir yerinde halkların birbirine düşmanlığı yoktur, olamaz da. Şovenist ve ırkçı politikalarla ulusal duygulara hitap eden egemenlerin halklar arasına yerleştirdiği düşmanlık da böylelikle daha da bilince çıkartılacaktır. İşte bu nedenle ezen ve ezilen ulusun devrimcilerine halklar arasına düşmanlık tohumu eken bu egemen anlayışı yok etmek için ciddi görev ve sorumluluklar düşmektedir.

Bugünün açısından, Kürt ulusal hareketinin geldiği noktadaki mücadele sürecine ilişkin düşüncemiz bilinmektedir. Ulusal hareket belli bir mücadele çizgisi oturtmuş ve devam etmektedir. Öte yandan Ermeni, Rum milliyetleri ve Alevi azınlıklar da halen aynı şovenist ve ırkçı politikaların hedefi halindedirler.

En son Hrant Dink’in katlinde, hem TC’nin yıllarca yarattığı Ermeni düşmanlığının vardığı nokta, hem de Hrant Dink’in siyasal kimliğe sahip oluşu nedeniyle hedef seçilmiş olması dikkat çekicidir. H. Dink, sadece Ermeni olduğu için değil, aynı zamanda sisteme karşı duruşu, aydın ve demokrat kimliği nedeni ile katledilmiştir.

Ermeni devrimcilerinin hedef gösterilmesi, yeni bir şey değildir. Maraş katliamının bir numaralı sorumlularından Ökkeş Şendiller (pek çok delil ve tanık olmasına karşın yargılandığı davada beraat ettirilmiş, ancak halkımız nezdinde katliamdaki kanlı elleri unutulmamıştır) aradan otuz yıla yakın zaman geçmesine karşın hemen her fırsatta, Maraş katliamını yapanların Ermeniler olduğunu iddia edecek kadar Ermeni düşmanlığını, kendi katliamlarına bulaştırmaya çalışmakta o dönemin devrimcilerinin isimlerini de vererek “teşhir” etmeye çalışmaktadır.

Evet bu topraklarda yaşayan Ermeniler tüm bu şovenist ve ırkçı Ermeni düşmanlığına karşın, sınıf mücadelesinde yerini almış, çeşitli devrimci örgüt ve proletarya partisinde mücadeleye katılmışlar ve hatta üst düzeyde görev ve sorumluluklar almışlardır.

Bu isimlerden biri de sınıf mücadelesine her alanda pek çok katkılar yapmış, mücadelenin ileri taşınmasında çok önemli katkılar sağlamış, mücadelenin her alanında aktif militan tavrı geliştirmiş, komünist önder Armenak’tır.

Armenak’ın proletarya partisi saflarındaki militan-önder kişiliğine ilişkin pek çok yazı yazıldı, anlatıldı. Ancak otuz yıl sonra bile bugün hala anlatma çabamızdan anlaşılacağı gibi Armenak’ın anlatılacak militan ve komünist önder kişiliğine ilişkin daha çok şey var. Sevindirici olan ise bugün bile aynı saygınlıkla mücadelemizde yaşıyor olmasıdır.

Bizler bugüne kadar Armenak’ı anlatırken onun Ermeni kimliğine esas olarak vurgu yapmadık. Genellikle zulüm görmüş bir ulusun, Ermeni halkının bir evladı olmasını söylemekle yetindik. Çünkü bu durum Armenak yaşarken de böyleydi. O, proletarya partisinde Ermeni olduğu için ya da Ermenilerin baskı ve zulme maruz kalmasına karşı bir direniş olarak değil, devrimci komünist bilinçle mücadele saflarında yerini almıştı.

Belki bazı devrimci örgüt ya da yapılarda yer alan kimi Ekmeni devrimcileri, Ermeni kimliğini öne çıkaran davranışlar sergilemiş olabilir. Bunun, zulüm görmüş bir ulusun insani olarak anlaşılmaz bir yanı da yok. Ancak Armenak’taki komünist bilinç tam da aksi yöndedir. Çünkü onun için militan-aktif mücadele, yaşamın her alanında örgütlü ve sınıf bilinci donanımıyla yer almak demektir. Kullandığı kod adları doğal olarak, Mustafa, Hüseyin, Süleyman vb’dir. Çalışma alanlarında, örgütleme yaptığı bölgelerde, gerek aynı komitelerde yer aldığı yoldaşları, gerek yeni örgütlediği insanlara olsun, Ermeni olduğunu belirtecek, söylem ve davranışta bulunmamıştır. Aksine profesyonelce sürdürdüğü illegal mücadele bakımından sakıncalı olacağından daha duyarlı davranmıştır. Yakalanmasından sonra dahi, Ermeni kimliği açığa çıkmasına karşın, hapishanenin rahat koşullarındaki sıradan sohbetlerde bile Ermeni yanını asla öne çıkarmamıştır. Bu davranışının onun kendi ulusal kimliğini önemsemediği ya da asimile olduğu şeklinde anlaşılmamalıdır. Çünkü o, çocukluk yıllarından başlayarak hem de Kürt halkının da yoğun baskılar yaşadığı Diyarbakır gibi bir kentte Kürt ve Ermeni düşmanlığının en yoğun yaşatıldığı bir ortamda tanışmıştı Ermeni düşmanlığıyla. Hrant Dink’le başlayan çocukluk arkadaşlığının, devrimci düşüncelerle tanışmada da ne denli ortak yanlarının olduğunun göstergesidir. İzmir (Ege Bölgesi) örgütleme faaliyetinde de önceden tanıdığı Ermeni ailelerle ilişkiye geçecek, Ermeni gençleri örgütlü mücadeleye çekecektir. Ancak bu durum, Ermenileri örgütleme gibi milliyetçi duygularla bir davranış değil, aksine, sınıf mücadelesi gereği proletarya partisinin örgütleme anlayışının “en yakın çevremizi mücadeleye katma” anlayışının bir gereğidir.

Ermeni milliyetinden emekçiler, bu topraklarda Ermenilere yönelik soykırım ve tehcire karşı İbrahim yoldaşın ve PP’nin aldığı net ve kararlı tutumdan dolayı PP’nin henüz doğuşunda güçlü bir ilişki ve bağ oluşturmuştur. Bu meseleye dair bilimsel tutum Ermeni milliyetinden emekçilerin PP saflarında etkin bir şekilde örgütlenmesini getirmiştir. Devlete ve onun her türlü uygulamalarına karşı sınıfsal, ulusal kin ve öfkesini PP saflarında gerçekleştirmeyi tercih etmişlerdir. Armenak yoldaş bunun ilk öncülerindendir. Ermeni emekçilerini bu uğurda savaşıma sokup Türk ve Kürt uluslarından ve çeşitli milliyetlerden Türkiye halkının ortak sınıfsal mücadelesine kanalize etmeye çalışmıştır. Bu yönüyle Armenak yoldaş her tavır ve davranışıyla ulusal ezilmişliğini enternasyonalist bir yaklaşımla PP’inde gerçekleştireceğine inancın tam ve tutarlı bir neferidir, örgütçüsüdür.

Çünkü o, gerçek kurtuluşun esas hedefine yönelmiş, o bilinçle donanmış, kendini geliştirmiş, mücadeleye adamıştır. Duygu ve düşüncelerinde ulusal kin ve buna yönelik pratikle değil, halkların gerçek kurtuluşu olan sınıf mücadelesi esas olmuştur.

Çünkü en kaba haliyle TC’nin bugünkü en şoven, ırkçı kesimine karşı yapılacak en büyük ve kapsamlı eylem dahi Ermenilere ve diğer uluslara yapılan zulmün hesabını sormakta yeterli olmayacaktır. Hesap sorulması tarihe bırakılmış, tüm katliamlar ve vahşetlerin gerçek hesabı egemenlerin saltanatlarını tümden yıkılmasıyla gerçek değerini bulacaktır…

İşte bu bilinçtir ki Armenak’ın komünist kimliği ile mücadelenin en ön saflarında canla başla militan bir pratikle yer almasına neden olmuştur.

Bir diğer dikkat çekici nokta ise, Armenak’ın bu duyarlılığına, mücadelesini Ermeni milliyetçiliğinden arındırarak sürdürmesine karşın, TC tam aksi yönde Armenak’ın devrimci kimliğini gölgelemeye, Ermeni kimliğini öne çıkararak, Ermeni düşmanlığına malzeme olarak kullanmaya çalışmıştır. İzmir’de polisle girdiği silahlı birinci çatışma sonrası yakalanmasından sonra, günlerce burjuva-boyalı basında tam sayfa ve büyük punto haberlerle, Armenak’ın Ermeni kimliği öne çıkartıldı. PP’nin mücadelesi (hiç de şaşırtıcı olmayan bir şekilde) Ermenilerin devleti yıkma mücadelesi olarak lanse etmeye çalışıldı ve buradan yola çıkarak da PP ve ordusunun Ermeni örgütü olduğunun propagandası yapıldı. O günlerden bugüne dek de gözaltına alınan sorgulanan PP elemanlarına da “bir işkence yöntemi olarak(!)” PP’nin Ermeni örgütü olduğu “baskısı”nı yapmaya çalışmışlardır. Dönem dönem yapılan operasyonlarda, gerçekleştirilen tutuklamalarda bu olgu gündeme getirilmiş, PP’nin bir “Ermeni örgütü” olduğu propagandasıyla onun sınıfsallığı gizlenmeye çalışılmıştır. Öyle ki gerçek PP açısından bir olumsuzluk değil, tam aksine bir olumluluk olarak ele alınmıştır.

Oysa Armenak şahsında yaratılan Ermeni düşmanlığı ve bu düşmanlığın PP’ye taşınmış olmasından, PP hiçbir zaman rahatsız olmamış, savunma yapma gereği duymamış, aksine Armenak’ın mücadeleye kattığı değerler ve onun Ermeni kimlikli olmasından  her koşulda onur ve gurur duymuştur. Otuz yıldır da onurla sahiplenmeye devam etmektedir.

Egemenlerin, şovenist ve ırkçı faşistlerin, Armenak şahsında, PP’ni Ermeni örgütü olarak yaptıkları propaganda, aslında farkında olmadan PP’nin ne denli zengin örgütlülüğünün propagandasıdır. Çünkü PP üye ve militanlarının hangi ulus ya da milliyetten olduğuna bakılmaksızın, tartışma konusu dahi olmaksızın devirimci-komünist kimlikleriyle saflarına katar. Kürt, Ermeni, Türk, Laz, Çerkezç, Arap vd. hiçbir ulusal kimlik gözetmez. Bu nedenledir ki geniş halk kitlelerinde sınıf mücadelesi ve örgütlü gücü yansımasını bulur.

Çünkü çeşitli milliyetlerden tüm halkımız Ermeni devrimcilerin-komünistlerin de kendi kurtuluşları için aynı saflarda, yaşamlarını ortaya koyacak denli, birlikte mücadeleleriyle, gerçek kurtuluşun daha yakın olacağını görmekte ve bu zenginlikten de onur duymaktadır.

İşte bu nedenlerle tüm ırkçı ve şovenist propaganda ve faşist saldırılara karşı, sınıf mücadelesi ekseninde tüm ulus ve milliyetlerin devrimcileri olarak, birlikte mücadele, aynı saflarda savaşım her zamankinden daha önemlidir.

Irkçı-şovenist politikaların panzehiri sınıf mücadelesi ekseninde örgütlenmektir.

Ocak 2010

Tekirdağ 1 Nolu F Tipi

Bir cevap yaz